Büyük Bir Aşkın ve Engel Tanımaz Bir Tutkunun
Caz Hali:
‘CAZ ARISI’ TUNA ÖTENEL
![]() |
| Fotoğraf: Berin Ötenel |
Hayat,
güzel sürprizler ve rastlantılarla dolu... Yıllardır müziğine hayran olduğum
Tuna Ötenel’le tanışmak işte o anlardan biri. Tabi ki bunu İsben Önen’e
borçluyum; daha önce ondan saksafon dersi alma şansına sahip olmuş arkadaşım.
Ankara'ya geldiklerinde, Berin ve Tuna Ötenel çiftine konuk olacak olan Özlem
ve İsben'in peşine takılıyorum böylece. Elimde Solfasol’un eski sayıları,
aklımda sorularım...
Bizi Gölbaşı’ndaki
evlerinin kapısında, çok sevdikleri çalışanları Peri Hanım, köpekleri Oğlum’la
birlikte karşılıyor. Ardından tüm enerjisiyle ev sahibi, eşi, tiyatro ve
seslendirme sanatçısı Berin Ötenel’le
ve her zamanki şıklığı ile Tuna Ötenel’le tanışıyorum. Zevkle döşenmiş,
mutluluk kokan, müzik aletleri ile dolu, güzel bir evleri var. Belli ki hep
müzik düşünüyor, müzikle yaşıyor usta sanatçı. İçindeyse hala muzip bir
delikanlı var. Orada olduğumuz süre boyunca, yanı başındaki hediye şarap
şişesine ara ara elini başına götürerek selam veriyor; yüzünde hınzır bir
gülümseme!
![]() |
| Berin-Tuna Ötenel |
Kulüp Feyman’da
Başlayan
Kırk Yıllık Aşk
|
Berin Ötenel'i ise tarif etmek gerçekten zor. Ne söylesem az kalacak gibi. O yüzden şimdi söyleyeceklerimin de az olduğunu düşünerek okumaya devam edin siz. Hayatımda tanıdığım en güçlü, en kibar ve en güzel kadınlardan biri Berin Ötenel. Tuna Ötenel’le Kulüp Feyman'da tanışmışlar. Yine yüzünde o hınzır gülümsemeyle, “Berin’i ben tavladım.” diyor. Evlilikleri bu yıl kırkıncı yılını dolduruyor; dile kolay...
Elbette gitmeden önce
Tuna Ötenel hakkında bildiklerime bir şeyler daha eklemek istiyorum. Keman
sanatçısı olan babası Ahmetoğlu Cevdet
Bey’e “Ötenel” soyadı, keman çalarken çıkardığı kuş sesleri sayesinde
verilmiş. Bir müzisyene verilebilecek en güzel soyadı bu olsa gerek! Oğul Ötenel,
ilk piyano derslerini babasından almış ve çok küçük yaşta babasının kurduğu
Eskişehir Şeker Fabrikası Orkestrası’na davul ile eşlik etmiş. O olayın hikayesini
sorduğumda başlıyor anlatmaya:
![]() |
| Tuna-Berin Ötenel |
“Ben
tumba, marakas ve bazı ritim aletleri çalıyordum orkestrada. Biraz da oyun gibi
geliyordu tabi bunlar. Bir süre sonra da uykum geliyordu. Babam beni bir köşeye
yatırıyordu, müzik eşliğinde uyuyordum. Davula başlamam ise babamın evdeki
kuzineye davul pedalı adapte etmesiyle oldu. Getirdiği bagetleri kuzineye
vurarak, nasıl baget kullanılacağını öğrenmiş oldum. Bir akşamüstü davul derisi
(hayvan derisi) getirdi eve. Kasnağın üzerine gerip trampet yapacaktık. İlk
önce büyük çamaşır leğeninin içine su koyduk. Derileri ıslattıktan sonra
kasnağa gerdik. Gergin durabilmesi için içerden lamba ile ısıttık. Tellerle
akordunu yaptık. Ben de kendi yaptığım trampetle çalışmaya devam ettim böylece...
Sekiz
Yaşında İlk Konser
...Haydar Ağabey vardı orkestrada; hem şarkı söyler, hem davul çalardı. Ama çok içki içer ve kumar oynardı. Bir akşam düğünde çalacaktı orkestra, ama Haydar Ağabey gelmedi. Babam "Tuna, hadi geç davula!" dedi. Daha sekiz yaşındayım. Geçtim davula. Ama ben oturamıyorum tabi çalarken. Sahne yüksekte, ben ayaktayım. O akşam idare ettim başarıyla. Ama kimse davulu kimin çaldığını göremiyordu!"
![]() |
İmer Demirer-Tuna Ötenel
Fotoğraf: Mehmet Çağlarer
|
‘Şeytan
Kulak’ın Caz Aşkı
Şeytan
Kulak... Ankara Devlet Konservatuarı'na birincilikle giren
Ötenel'e, duyduğu melodileri anında ezberlemesi sayesinde takılmış bu lakap.
Ancak konservatuara girdikten sonra kanına giren 'caz aşkı' yüzünden, notları
iyi olduğu halde, okuldan uzaklaştırılmış. Bu aşk "Cazı ondan öğrendim." dediği Metin Gürel sayesinde başlamış. 1964'te onun orkestrasında
profesyonel hayatına başlamış. 1968 yılında ise yine Metin Gürel'in armağan
ettiği alto-saksafon hayatına girmiş. Çaldığı tüm enstrümanlar arasında onun
için en ön sıraya geçen de o olmuş belli ki.
Müzisyenlerin Ankara'da
yetiştikten sonra, İstanbul'a yerleşmesi alışılmış bir durum elbette. Ama Tuna
Ötenel bunu tercih etmeyen müzisyenlerden. Nedenini merak ediyorum. İtiraf
edeyim, sebebin Ankara sevgisinden olmasını umarak soruyorum bu soruyu, ama... "Ailem Ankara'da yaşıyordu ve
yaşlıydılar. Onları bir başka şehre giderek yalnız bırakamadım. Evlenince de
yaşamımız bu şehirde devam etti." diyor Ötenel.
“Ankara'da
caz müziği çalınan her mekânda çalıştım.”
Her ne nedenle olursa
olsun, Ankara'da kalmış olması, bu kent için bir şans olmuş elbette. Şehrin
sosyal ve kültürel yaşamına büyük katkıları olmuş Ötenel'in. O zamanın
Ankara'sından, mekanlarından ve birlikte çaldığı müzisyenlerden bahsediyor
Ötenel. "Hem Radyo Çocuk Kulübü'nde, hem de Orhan
Sezener Orkestrası'nda çalışıyordum. Bir kültür şehriydi Ankara... İzleyiciler;
bilinçli, aydın ve sanatsever insanlardı. Mutlu ediyordu bu durum biz
sanatçıları... Ankara'da caz müziği çalınan her mekânda çalıştım. Örneğin; Mimarlar Derneği, Gece Bar, Replik, Swiss
Otel, Ankara Oteli, Kulüp Feyman, Amerikan Subay Kulübü vs. Erol Pekcan, Kudret Öztoprak, Fatih Erkoç,
ilhan Feyman, Benny Carter, Joe Henderson, Metin Gürel, Harry Edison ve
Ankara'da çalmaya gelen birçok yerli, yabancı müzisyenle birlikte
çalıştım."
“Bir
şeyler öğretmek mutlu ediyor beni.”
Türkiye'de ve yurt
dışında birçok festivalde de yer almış Ötenel. Kendi kuşağından ve daha genç
kuşaktan isimlerle birlikte çalışmış. Bazıları: Neşet Ruacan, Janusz Szprot, Okay Temiz, Selçuk Sun, Yahya Dai, Murat
Ulus, Alper Yılmaz, Zafer Gerdanlı, Melih Çetiner, Canan Aykent, Kürşat And, Ateş
Sezer, Kamil Erdem, Cem Aksel, Sibel Köse ve tabi ki oğlu trombon sanatçısı
Meriç ötenel... Bu isimlerin bir
kısmı Tuna Ötenel’in eğitimci kişiliği sayesinde müzik dünyasında yer almaya
devam ediyorlar. Ötenel onlar için gururla karışık şunları söylüyor: "Benim yetiştirdiğim müzisyenlerin
hemen hepsi bugünün değerli müzisyenleri oldular. Demek ki doğru ve verimli bir
yol çizmişim onlara. Yeteneklerim, bilgilerim doğrultusunda gençlere bir şeyler
öğretmek mutlu ediyor beni."
Caz
Eğitimine Gerekli İmkanlar Sağlanmıyor.
Eğitim konusu
açılmışken, aynı zamanda bir eğitimci olarak, şu an Türkiye'deki caz eğitimi
konusundaki fikrini soruyorum. Çok umutlu konuşmuyor doğrusu... "Ankara'da Hacettepe Üniversitesi'nde caz
bölümü açıldı. Ama eğitmen konusunda sıkıntı var. Gerekli imkânlar
sağlanamadığı için yanaşmıyor müzisyenler hocalık yapmaya mesela... İstanbul'da
Bilgi Üniversitesi de caz bölümünü kapattı. Ödeme koşulları, talep azlığı vs.
gibi etkenler de duraklama nedeni bence..." Bu arada Tuna Ötenel'in
2003 yılından itibaren üç yıl da Bilgi Üniversitesi'nde caz piyano eğitimi
verdiğini söylemeden geçmeyelim. Şu an piyasada adından söz ettiren birçok
değerli müzisyen, o dönemde Bilgi Üniversitesi'nden mezun oldular.
Müzisyen
Yetişiyor, Peki Ya Dinleyici?
Genç caz müzisyenleri
ile ilgili umutlu olsa da, dinleyicilerle ilgili kafasında soru işaretleri var
belli ki... "Donanımlı, yetenekli,
genç caz müzisyenleri yetişiyor günümüzde. Ama aynı ölçüde müzik bilgisine ve
sevgisine sahip dinleyici kitlesi de yetişiyor mu, kuşkum var! Bizim kuşak
şanslıydı bu açıdan. Mekanlar, dinleyiciler, ekonomik koşullar ve ülkemizin
kültür politikasındaki olumsuz gelişmeler doğal olarak herkese hitap etmeyen
caz müziğini de etkiliyor..."
![]() |
Tuna Ötenel Beşlisi
7.Ankara Caz Festivali
|
“Ankara
Caz Festivali şehre renk katıyor.”
Onun dönemindeki gibi
olmasa da, Ankara'da caz müzikle ilgili gelişmeler konusunda ne düşündüğünü
merak ediyorum. "Ankara'da, caz
müziği çalınan mekanlarda bir kıpırdanma olduğunu duyumsuyorum. Daha önemli bir
gelişme olmasını diliyorum. Ankara Caz Festivali de hareket ve renk katıyor bu
aylarda şehre..."
‘Caz
Arısı’nın Engel Tanımayan Müzik Tutkusu
Yıllar sonra Neşet
Ruacan'ın ona taktığı lakap ise 'Caz
Arısı'... Bu lakap da onu ne güzel anlatmış! Gerçekten uzun bir dönem arı
gibi çalışmış Tuna Ötenel. Beş yıl önce geçirdiği üzücü rahatsızlıktan sonra
bile, caz dünyasında sık sık adını duymamız, ne kadar çok işi başardığının ve
uluslararası düzeyde ne kadar değerli bir sanatçı olduğunun kanıtı elbette. İçindeki
müzik tutkusu ise engel tanımıyor Ötenel’in. Yaşadığı rahatsızlıktan sonra şimdilerde,
tekrar dinleyicisinin karşısına geçmek için, üç yıl önce çalmaya başladığı yeni
enstrümanı kornetini yanından ayırmıyor. İlk zamanlarda ancak çıkardığı ağlayan
fil sesini gülerek anımsıyor şimdi. Müziğe ve hayata tutku ile sarılmış, evine
gelen müzisyen arkadaşları ile birlikte çalıyor, misafirlerine ve tabi ki bize
de müzik ziyafeti çekmeyi ihmal etmiyor Tuna Ötenel. Eminim, kısa zaman sonra,
daha önce bu şansa sahip olamamış benim gibi caz severler de onu sahnede dinleyebilecek.
| Fotoğraf: Berin Ötenel |
Son olarak bana bu söyleşiyi
yapma şansını verdikleri için Berin ve Tuna Ötenel'e çok teşekkür ediyorum.
Söyleşiye vesile ve olanak sağladığı için bir teşekkür de Solfasol'a. Son söz
ise usta sanatçının:
"Sanatın
her dalının, özgür ve çok izleyicili günler yaşamasını diler, gazetenizin de
okuruna daha yaygın ulaşmasını temenni ederim."
![]() |
| Özlem Taşkın Önen-İsben Önen-Zeynep Ömür Yılmaz-Tuna Ötenel-Ramiz Gökbudak Fotoğraf:Berin Ötenel |
TUNA ÖTENEL - DİSKOGRAFİ
- Caz Semai (Erol Pekcan ve Kudret Öztoprak ile birlikte) , 1978
- Sometimes, 1994, Uzelli
- Vian Köpüğü-L’Ecume de Vian (Pierre Michelot ve Philippe Combelle ile birlikte), 1998, Aura Records
- Voyageur (Pierre Michelot, Philippe Combelle ve Raul De Souza ile birlikte), 2000, Jazzenvil
- How Much Do You Love Me?, 2005, Aura Records
- TUNA ÖTENEL TRT İstanbul Hafif Müzik ve Caz Orkestrası Yıldızları, 2011, TRT Arşiv Serisi 218
SOLFASOL Ankara'nın Gayrıresmi Gazetesi
Nisan 2013-Sayı 24
.jpg)
.jpg)





Yorumlar
Yorum Gönder