“Her zaman hayatımın son konserini çalıyormuş gibi
çalmaya çalışırım."
![]() |
| Fotoğraf - Jan Młynarczyk |
Janusz Szprot'la Bilkent'teki evinde
buluşuyoruz. Evinin girişinde on sekiz yaşındaki güzel gri kedisi
karşılıyor beni, salona kadar eşlik ediyor bana, yanımdan
ayrılmıyor. Szprot'un hazırladığı ikramlardan tattıktan sonra, kayıt
düğmesine basıyorum. Onu anlatmak kolay olmayacak. Türkiye'de caz
müziği için çok önemli bir isim... Yıllardır Ankara'da yaşıyor,
öğretiyor, orkestralar kuruyor, yönetiyor, çalıyor, düzenlemeler,
besteler yapıyor. Kısacası arı gibi çalışıyor.
Müzisyen ve koro şefi bir babanın oğlu... Altı-yedi
yaşlarındayken piyano ve akordeon çalmaya başlamış. Profesyonel müzik kariyeri
ise üniversite eğitimini bitirir bitirmez başlamış. Üniversitede caz değil,
Müzikoloji okumuş. Oslo Üniversitesi'nde bitirdiği eğitiminin büyük kısmı müzik
teorisi, felsefe, estetik ve müzik tarihinden oluşuyormuş.
Okurken kendi oluşturduğu grubun dışında, caz grupları ile çalıyormuş.
Genelde kendi memleketi olan Polonya'da çalmış o yıllarda. Ama
çaldığı gruplardan biri ile turnelere de gitmişler. Bu dönem ona sadece
piyanist olmayı değil, aynı zamanda nasıl bir aranjör ve besteci olunacağını da
öğretmiş. Hepsinin yanı sıra eğitim kısmında, özellikle de caz eğitimi
koordinatörü olarak Poland Jazz Society'de yer
almaya başlamış. 1946'de başlamış olan Uluslararası Pulawy Caz
Atölyesi'ne* 1970 yılında katılımcı olarak başlamış. Sonraki
yıllarda eğitmen ve vokal atölyesi koçu olarak devam etmiş ve sonunda da
yaklaşık 15 yıldır atölyenin koordinatörlüğünü yaparak bu yıla kadar getirmiş.
Toplamda 38 yıldır, benim de bir yıl katılmaktan çok keyif aldığım, bu
atölyenin içinde mutlaka bir şekilde yer alıyor Szprot.
![]() |
| Pulawy Uluslararası Caz Atölyesi (Międzynarodowe Warsztaty Jazzowe - Pulawy) Fotoğraf - Łukasz Zembrzuski |
Caz Bölümünün Heyecanlı Başlayan Hikâyesi
Ankara’daki hikâyesi nasıl başlamış
peki? “1988'de festivalde çalmam için Polonya Büyükelçiliği
tarafından Ankara'ya davet edildim. Konserden sonra İhsan
Doğramacı tarafından Bilkent Üniversitesi'ne davet edildim.
Konservatuara gittiğimizde fakültenin dekanı Prof. Ersin Onay ile
tanıştım. Dekan, konuşmalarında Türk müzisyenlerin caza olan ilgilerinden
ama ülke çapında caz eğitimi olmamasından bahsetti. Ben de ona müzisyenler
için bir caz atölyesi organize edebileceğini söyledim. Polonya'dan gelen
önemli müzisyenlerle birlikte bir atölye organize ettik ve çok ilgi gördü.
Gelenler arasında Sibel Köse, Yahya Dai, Sarp
Maden, Çağlayan Yıldız, Cengiz Baysal, Cenk Soyak da
vardı. Bu ilk atölyeden sonra bir tane daha ve bir tane daha yapmamızı
istediler ve aynı ilgiyi yine gördü. Toplam üç atölyeden sonra
öğrenciler fakülteye bir caz bölümü açılması için istekte bulundu. Bunun
üzerine Bilkent Konservatuarı bünyesinde bir caz bölümü açılmasına karar
verildi ve benden de bu oluşumu organize etmem istendi.” Szprot, Kasım
1990'da gelmiş veyaklaşık 100 tane öğrencinin başvurduğu ve Tuna Ötenel'inde piyanoda
olduğu giriş sınavları ile bahar sömestrinde caz bölümü açılmış. Tüm
programı A'dan Z'ye Szprot tasarlamış. "Sadece
bir yıllık bir kontratla geldim ama 26 yıldır Türkiye'deyim." diyor Szprot.
Ancak maalesef bu bölümün hikâyesi Szprot'un beklediği
gibi olmamış. Atölyelere katılan öğrencilerin hepsi bölüme de büyük bir
istekle gelmişler; ancak maalesef bir yıl... İşte
hikaye de burada başlıyor. Bölüm açılırken çok büyük bir heyecan
dalgası ile, şaşaa ile tüm enstrümanlardan oluşan 35 tane öğrenci ile yola
başlamış. Bir big band kurulmuş. Szprot, Prof. Ersin
Onay'a sadece kendisinin eğitmenliğiyle bu işin yürümeyeceğini, başka caz
eğitimcileri de olması gerektiğini belirtmiş
ve eğitimcilerin alınacağı ile ilgili söz almış. Bunun gerçekleşmesi
için bir yıl beklemiş ama hiçbir şey yapılmamış. Bunun üzerine bir gelişme
olmayacağını anlayan birçok öğrenci bölümden ayrılmışlar. Bir yılın sonunda
sadece on öğrenci kalmış. "Muhtemelen bunun böyle
olmasının ana nedeni İhsan Doğramacı'ydı. Bilkent Senfoni
Orkestrası'nı desteklemeye karar vermişlerdi. Bunu yapabilmek için de Sovyetler
Birliği, Azerbaycan, Kazakistan, Rusya gibi
ülkelerden seksen müzisyeni üniversiteye davet ettiler ve işe
aldılar. Caz bölümüne sadece dört tane eğitimci almak
yerine Bilkent Senfoni Orkestrası’na seksen müzisyen almayı
tercih etmişlerdi."
Sonuç olarak
kalan on öğrenciden altı tanesi bölümü tamamlamayı
başarmış. Bunun üzerine Ankara'da kalmak Szprot için anlamsız hale
gelmiş. Ama Doğramacı ailesi onun Türkiye'de kalmasını ve onlar için
çalışmaya devam etmesini çok istemişler. Çünkü Bilkent
Üniversitesi bünyesinde olmasına rağmen aslında direkt olarak İhsan
Doğramacı için çalışıyormuş. Ailenin neredeyse tüm projelerinde öncü olarak
görev almış. Bir de ilginç dip not ekliyor Janusz. "Önce caz
diye başladıkları bölüme 'Ritmik Müzik Bölümü' demişler." Nedenini
sorduğumda Türk insanının "caz" kelimesinden korktuğunu söylüyor.
![]() |
| Fotoğraf - Rajmund Radomski |
Ankara'dan Erzurum'a Uzanan Bilkentli Yıllar
"İhsan Doğramacı her zaman yeni projelere
başlamaya açık bir insandı. Bir sonraki projesi Bilkent
Koleji'ydi. Anaokulundan liseye kadar tüm okullar Amerikan sistemi ile
geliştirilmişti. Başta müziği çok önemsediler. Müzik sınavından geçemeyenleri
okula bile almıyorlardı. Bana yarı zamanlı olarak müzikle ilgili yeni
çalışmalara öncülük etmem, yeni dersler hazırlamam, piyano dersi vermem için
teklifte bulundular. Aynı zamanlarda üniversitede de (konservatuar dışındaki
bölümlerde) seçmeli olan “Music Theory and History”(Müzik
teorisi ve tarihi) dersi dışında "Music Appreciation" (Müziğe
saygı) adlı bir ders açıldı. Bu ders,müziğin nasıl dinlenmesi
gerektiği ile ilgili bir dersti. Bana bu dersi tasarlamam için
geldiler. Bu dersi 14 yıl verdim ve öğrenciler çok sevdiler bu
dersi. Amacım öğrencilerin dinledikleri müzikle ilgili daha fazla bilgiye sahip
olmalarını, dinledikleri müzikte neler olduğunun farkında olmalarını, ona saygı
duymalarını sağlamaktı." Sadece caz müziği ya da sadece klasik müzik
değildi. Tüm müzikleri kattığı bir ders tasarlamıştı. "Çünkü her
müziğin bir değeri vardır. Örneğin bazı ödevlerde konsere
gitmelerini, ardından konserle ilgili yazı yazmalarını istiyordum. Müzikle
ilgili nasıl konuşacaklarını, nasıl yazacaklarını öğrenmiş oldular."
Ama kendini sürükleniyormuş gibi hissediyormuş
Bilkent'te. Aslında oğlunun Türkiye'de başlayan (Bilkent Koleji'nde) eğitimini
tamamlaması için buradan gitmek istememiş. Burada aldığı eğitim kalitesinde bir
okul Polonya'da yokmuş. Oğlundan laf açılınca müzisyen olup olmadığını
soruyorum."Neden müzisyen olsun? Neden? Şu günlerde müzisyen olmak
delilik..." diyor gülerek.
2008'de İhsan Doğramacı, muhtemelen son projesini,
Erzurum'da, Erbil'de -ki doğduğu yerdir- ve iki başka yerde daha
başlatmış. "O sıralarda Bilkent'te rektör değişmişti ve caz bölümü
artık yoktu ve sadece Music Appreciation seçmeli dersini
veriyordum. Ali ve İhsan Doğramacı benimle görüşmek istediler ve bana
Erzurum'a gidip bir müzik programı hazırlamamı, ama özellikle bir orkestra
oluşturmamı teklif ettiler. Ya Polonya'ya dönecektim, ya da Erzurum'a
gidecektim." Sonuçta Erzurum'a gitmiş ve iki yılını orada
geçirmiş. Tamamen sıfırdan bir orkestra oluşturmuş ve çok da başarılı
olmuş. İki yıldan sonra Bilkent'in bünyesindeki okullardan birine geçmiş
ve yine orada da bir orkestra oluşturmuş. İki yıldan fazla bir süre orada
çalıştıktan sonra 2014 yılında
Bilkent Janusz Szprot'la kontratını sona erdirmiş. İhsan
Doğramacı’nın vefatı da bunda etkili olmuştur diye düşünüyorum.
Szprot'un Kimlikleri
Başta da söylediğim gibi hala arı gibi
çalışıyor Janusz Szprot. Eğitimci kimliği yanında yürüttüğü performans
kariyerine, tüm müzik aletleri ve vokaller için verdiği özel derslere
devam ediyor. Yazdığı ve yazmaya devam ettiği birçok bestesi var.
Bütün bu uğraşlarından hangisini yapmayı daha çok sevdiğini soruyorum.
Cevabı hazır: "Hiçbirini... Bana göre, müziğe ilk adım
attığım günden şu ana kadar ki hayatımın tamamı belli bir noktaya ulaşmak
için bir yol, bir rota... Kendimi ilk olarak caz piyanisti ya da
eğitmen olarak değil, piyanoda caz çalan bir müzisyen, eğitmenlik yapan bir
müzisyen ya da müzikolog olan bir müzisyen olarak görüyorum. Her müzisyen
eninde sonunda belli bir sanat kademesine gelebilmeli. Öncelikle müzisyen müzik
yazabilme yeteneğine sahip olmak zorunda. İkinci olarak müziği sahnede
sergileyebilme yeteneğine sahip olmalı. Üçüncü olarak müzisyenin müzik
teorisine hakim olması ve eğer eğitmense bunları öğrenciye aktarabilme ve diğer
müzikleri kritik etme yeteneğine sahip olması lazım. Dördüncü olarak da
müzisyen kesinlikle çok iyi bir müzik dinleyicisi olabilmeli... Benim müzik
kariyerimde bu dört yetenek arasında doğru bir uyum var. Bazı müzisyenler
sadece biri üzerine daha çok durabilirler ki bu normaldir, kişiden kişiye
değişebilir, ancak ben bu dördünde de aktif olmak istiyorum.”
Toplamda on beş tane albümü bulunuyor Szprot'un.
Üç yıl önce son albümünü Macaristan’da canlı konser kaydı olarak
kaydetmiş. Ama ondan önceki albümü, içinde Sibel Köse'nin de yer
aldığı Polonezköy albümü. O albüm için "belgesel
bir albüm" tanımlamasını kullanıyor. Başka albüm projesi olup
olmadığını sorduğumda ise…"Ben bu kayıt işlerinin içinde olmak
istemiyorum. Çünkü bu işlere girdiğiniz zaman normal olarak satışları düşünmeye
başlıyorsunuz. Bu bana göre değil."
Caz Eğitimi Üzerine
Türkiye'de şu anda caz
müziği eğitimi ile ilgili görüşlerini soruyorum Szprot'a.
"Bana göre caz eğitimi ile klasik müzik eğitimi arasında önemli bir
fark var. İyi bir klasik müzik sanatçısı olmak için mutlaka okula gitmek
zorundasınız. Ancak caz eğitimi için tamam, öncelikle okula gidebilirsiniz ama
önemli olan sokaktaki
okullar: Atölyelere, jam sessionlara** katılmak, özel dersler
almak, müziği icra etmek... Türkiye'de caz eğitiminin başarılı
olduğunu düşünmüyorum." Neden başarılı olmadığını sorduğumdaysa:"Bilkent
örneğini anlattım size zaten. Bir sonraki Bilgi
Üniversitesi idi. Önce caz müziği olarak başladı, sonra tamamen
kimliğini değiştirdi. Hacettepe Üniversitesi'nde ise yeterli sayıda caz
eğitmeni bulunmuyor. Yaşar Üniversitesi'nde ise sadece
Emre Kartarı var eğitmen olarak. Gerçek bir caz bölümü açabilmek için
deli olmak lazım Türkiye'de. Bunu yapabilmek için Türkiye'deki klasik müzik
eğitimi otoritelerine karşı gelecek bir şeyler yapmanız lazım. Bu yüzden ben
bir kez daha bunu yapabilmek için çalışacağım. Alanya Üniversitesi
direktörü Profesör Erol Şahin caz bölümü açmaya karar verdi ve
ben de bölüm başkanı olacağım. Şu an çalışmalara başladım ve böyle bir oluşumun
gerçekleşmesini umuyorum.”Janusz Szprot,
Bilkent Ünivesitesi’nden ayrıldıktan sonra;Alanya'dan gelen ancak o
zaman Bilkent'te çalıştığı için kabul edemediği telifi değerlendirmiş ve kabul
etmeye karar vermiş. Yakın zamanda açılması düşünülen Alanya HEP Üniversitesi
Caz Bölümü’nde bölüm başkanı olarak çalışmalarına devam edecek. “Oraya
gitsem bile sahnede caz çalmaya devam edeceğim, nerede olursa olsun. Bu
benim yaşamamı sağlayan şey... Her zaman hayatımın son konserini çalıyormuş
gibi çalmaya çalışırım. Bu benim için etik bir durum. Her zaman çok ciddiye
alırım yaptığım işi. Bu yüzden bazen müzisyenlerle çalışırken hatalarımı duyup
hemen tepki verdiğim için, beni çok sevmezler. Ama gerçekten yanlış giden bir
şeyler duyduğum zaman bu benim fiziksel olarak acı çekmeme neden oluyor.” Bunu
söylerken karnını tuttuğunu belirtmem lazım.Duyduğu şeyler, konsantrasyonunu
kaybetmesine neden oluyormuş. Bu benim de bazı
zamanlar Szprot’u sahnede dinlerken tanık olduğum bir durum
gerçekten.
Şimdiye kadar yaptığı çok sayıda projenin birkaçından
bahsetmek gerekirse: 1993'te Polish-Turkish Jazz Connection’ı kurmuş.
Sekiz tanesi Türkiye'den, sekiz tanesi Polonya'dan olan müzisyenler ile
İstanbul, Ankara ve Bursa'daki 3 festivalde çalmışlar. Türkiye'den Tuna Ötenel, Neşet Ruacan, Okay Temiz, İmer Demirer, Sibel
Köse, Ali Perret, Ergüven Başaran, Meriç Ötenel gibi
önemli müzisyenler varmış. Bunun dışında: “Türkiye'den neredeyse tüm
önemli caz müzisyenleri ile çalıştım. Tuna Ötenel'letelevizyon programı
yaptık, o saksafon ve piyano çalıyordu, ben melodika çalıyordum. Bir
yıl Pamukkale Festivali bünyesinde yapılan şarkı yarışması için Figen
Çakmak'ın koordinatörlüğünde Melih Kibar, Onno Tunç, Fahir Atakoğlu gibi
isimlerin de olduğu bir jürinin içinde bulundum. Yine bir yıl
da Eurovision Şarkı Yarışması jürisinde yer aldım.”
Bunlara ek olarak bir süredir
zaman zaman birlikte çaldıkları Young@Heart grubu
projesi var. Yıllarca onlarla birlikte çalmak uzun vade planları arasında…
İki yıldır Ankara’da birlikte çalıştığı ve bazı düzenlemelerini yazdığı Dolce Vokal Jazz Trio ile de keyifli
vakit geçirdiğini söylüyor: "Bu benim için hobi
gibi. Düzenleme yapmayı öğrendiğim sıralarda üç dört tane koronun müzik
direktörlüğünü yapıyordum. Korolar için düzenleme yazmayı çok
seviyorum." Bu sevgisi de koro şefi olan babasından geliyor
muhtemelen. Bu arada lafı geçmişken eklemek isterim, Dolce Vokal Jazz Trio’ya
rastlarsanız mutlaka dinleyin.
Ve tabii sonbahardan yaza kadar süren, her Cuma
gecesi farklı bir caz solisti ile çaldıkları Samm’s Bistro’da Janusz Szprot, Murat Ulus (bas) ve Serkan Alagök (davul) ile house band*** olarak
tabiri caizse Ankara’ya caz müziği getiriyorlar.
![]() |
| Murat Ulus-Serkan Alagök-Janusz Szprot Fotoğraf - Kemal Rıza |
Müzik Eczanesi
Bu kadar yıl Türkiye’de yaşadıktan sonra,
buranın insanları ile ilgili düşüncelerini merak ediyorum... "Hayatım
boyunca birçok ulustan insanlarla çalışma fırsatım oldu. Benim en iyi ve en
yakın arkadaşlarım Türkiye'den. Devlet dairelerinde zorlandığım zamanlar oluyor
ama genel olarak size karşı iyiler, dürüstler, açıklar, saygılılar ve bunu
doğal olarak yapıyorlar. Bazı yönlerden Polonya insanına da benziyorlar. Sadece
turistik yerlere gitmeyi sevmiyorum, orada çok az Türkçemle konuşmaya
çalışıyorum, çünkü turist gibi davranılmasından hoşlanmıyorum."
Son olarak, benim çok hoşuma giden ve hepimizin
işine yarayabilecek bir yöntemden bahsediyor Szprot: "Müziğin
birçok fonksiyonu var: Eğlenmek için olabilir, film müziği olabilir, dini
amaçlı olabilir, enerji verici olabilir, ama aynı zamanda iyileştirici bir
tarafı da vardır. Benim kendi müzik eczanem var örneğin. Sokakta bazen kötü
müziklere maruz kalmak durumunda kalıyorum ve bu yüzden hasta
hissediyorum kendimi. Çünkü hiçbir zaman müzikleri sadece duymuyorum;
dinliyorum, elimde olmadan. Kötü görüntülerden korunmak için gözlerinizi
kapatabilirsiniz, ama duymak zorunda kaldığınız müzikler için bir şey yapmanız
mümkün değil. Bu müzikleri duyduktan sonra eve geldiğimde, müzik eczaneme
gidiyorum ve tüm o duyduklarımı silecek başka müzikler dinliyorum ve zihnimi
temizliyorum."
Zihnimizi temizleyecek müzikler yapıyor Janusz Szprot.
Kasım 1990’dan beri bunu Ankara’da ve Türkiye’nin birçok şehrinde yapmaya devam
ediyor. Uzun yıllar ülkemizde kalıp çalışmalarına devam etmesini umuyorum. Çünkü
bu topraklara katacağı çok şey var daha… Bana ve Solfasol Gazetesi’ne
vakit ayırdığı için kendisine çok teşekkür ediyorum.
*http://www.jazz-jamboree.pl/workshops
**Müzisyenlerin provasız ve doğaçlama yaparak birlikte
çaldıkları müzik olayı.
***Müzik çalınan mekanda her
akşam değişmeden çalan orkestra.
SOLFASOL (Ankara'nın Gayrıresmi Gazetesi) / Eylül 2016- Sayı 65




Yorumlar
Yorum Gönder