Ana içeriğe atla

Respect!


"İzmir'de Aretha Franklin için lokma döküldü." 

Haberi internette ilk gördüğümde bir Zaytung haberi olduğunu düşündüm. Sonra şehrin İzmir olması ve paylaşıldığı sitenin de Zaytung olmaması, beni haberi açmaya itti; devamı şöyleydi: "76 yaşında yaşamını yitiren Amerikalı şarkıcı Aretha Franklin, ölümünün 7. gününde İzmir'de anıldı. Burada dökülen lokma, Franklin'e ait "Respect" şarkısı eşliğinde vatandaşlara ikram edildi. Karaburun'da lokmanın dökülmesine öncülük eden Dr.Ahmet Uhri anma etkinliğine ilişkin 'Hayatımıza bir şekilde yaptığı işlerle, sanatıyla, bilimiyle etki eden insanları anıyoruz.'dedi.

Bir 'dizi kahramanı' için bile cenaze namazı kılan insanların olduğu ülkemde, gerçekten yaşamış bir efsane için lokma dökülmesine şaşırdığım için utandım sonra. Lokma eşliğinde "Respect" ise onu onurlandırmanın en güzel yoluydu sanırım! Ne diyelim, güzel ruhuna gitsin... 




Yazımın kalanını Aretha Franklin şarkıları eşliğinde okumanızı tavsiye ediyorum, çünkü ben öyle yazıyorum. Büyülü, yumuşak, tutkulu sesiyle birlikte... 

Jim Carrey'nin Aretha Franklin'in ardından yaptığı çizim.
Twitter'da şu sözlerle paylaşmıştı:
"Look how beautiful it can be. Thank you Aretha!"
Aretha Franklin, nam-ı diğer Soul Kraliçesi(Queen of Soul), yetenekli bir vokal ve piyanist olan annesi ve peder olan babası sayesinde kilisede gospel söyleyerek başlıyor kariyerine. Annesiyle Babasının ayrılışı, Annesiyle kısıtlı sürelerle görüşmesi ve sonra onun vefatı... Tüm bunların ardından babasının menajerliğinde önce J.V.B. Records'la ilk albüm anlaşmasını yapıyor. Hala Gospel söyleyen Franklin, The Caravans ve The Soul Stirrers ile turne yapmaya başlıyor. The Soul Stirrers'la çalan Sam Cooke'a aşık olduktan sonra onun gibi pop müzik kaydetmeye karar veriyor. Hazırladığı demo Columbia Records'un ilgisini çekiyor ve ilk teklisi (single) 18 yaşındayken çıkıyor ve Hot Rhtym & Blues Sellers listesine ilk ondan giriyor. Ancak asıl ünü 25 yaşındayken Atlantic Records'tan çıkardığı "Respect", "(You make me feel like) A Natural Woman" ve "Think" şarkılarıyla geliyor. Bu albümden sonra "Soul Kraliçesi" olarak anılmaya başlıyor Franklin. (Respect şarkısı sonraları sivil haklar ve feminizm marşı olarak da kullanılacak.) Tüm kariyerini yazmaya sayfalar yetmez; Altın plaklar, 11 kez Grammy, onlarca albüm, Harvard Üniversitesi'nden Sanat Doktoru olarak onursal derece ve daha niceleri... 

1984'ten sonra yaşadığı uçma korkusu nedeniyle sadece Kuzey Amerika'da konserler veren Franklin'i Türkiye'deki talihsiz hayranları ne yazık ki canlı dinleyemedik. Ancak kayıtlarını müzik marketlerde ve internetin dört bir yanında bulabilirsiniz tabi ki. İyi ki dünyaya gelmiş, yapması gereken mesleği bulmuş, yapabilmiş, tüm dünyada birçok müzisyene örnek ve rol model olmuş ve biz de sesini kayıtlardan da olsa dinleyebilmişiz... Bunlar Hep Caz köşesinin ilk yazısı senin için olacakmış. Huzur içinde uyu Aretha Franklin!


Yazımın ikinci bölümünde son aylarda Türkiye cazına yeni eklenen albümlerden gururla bahsetmek isterim: 
Bilal Karaman'ın adından da anlayacağınız gibi Manouche (Manuş) caz tarzında çaldığı Manouche A La Turca albümü, genç müzisyen Burak Cihangirli'nin ilk solo albümü End of the DreamsCan Çankaya ve Kağan Yıldız'ın duo olarak çaldıkları kendi besteleri ve üç tane de standarttan oluşan Timeless albümü, her daim müthiş tınılar yaratan Cenk Erdoğan'ın Fermata albümü, Ediz Hafızoğlu'nun balkan esintileri de taşıyan ve zengin bir müzikal kadro ile kaydettiği Nazdrave 13 albümü,  Elif Çağlar Muslu'nun kendine özgü tarzıyla yine harika bir iş çıkardığı, quartet olarak kaydettiği dördüncü albümü The Art of Time ve önümüzdeki ay piyasaya çıkacak olan Burak Bedikyan'ın New Beginning albümü... Burak Bedikyan'ın bahsettiğim albümünü henüz dinleyemedim ancak diğerleri için rahatlıkla söyleyebilirim ki, hepsi ayrı ayrı çok ustalıkla hazırlanmış, özgün albümler. Dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Türkiye'deki çok sayıda yetenekli müzisyen, çok güzel caz albümleri yapıyorlar her şeye rağmen, inatla... İnanın maddi bir beklentileri olmadan, tamamen müziklerini paylaşabilmek için bu kadar zahmete katlanıyorlar. Albümleri alıp, konserlerinde canlı dinleyerek bu sürece destek olmalıyız mutlaka. Ancak bu şekilde bir sonraki albümlerini kaydedip, bize ulaşabilecekler.

Birkaç not daha: 


Her Salı ve Perşembe Cafe Bien'de Hacettepe Caz Bölümü mezunu müzisyenlerin farklı solistlerle birlikte çaldıkları konserler devam etmekte. Yolunuzu düşürün derim. 






17-28 Ekim 2018 tarihleri arasında İstanbul'da bulunma durumunuz varsa, Akbank Caz Festivali bünyesinde gerçekleşecek konserlere de bir göz atın. Hatta biletinizi şimdiden alın; çok iyi konserler var. 




Son olarak, yaşayan ve artık yaşamayan tüm müzik efsanelerine bir selam gönderelim. İyi ki vardılar, hep var olsunlar, daha çok olsunlar...

Respect!


Kaynaklar: 
Solfasol
(Ankara’nın Gayriresmi Gazetesi)
Eylül 2018 - Sayı 79

Instagram: @bunlarhepcaz
Twitter:@hepcaz
Facebook: Bunlar Hep Caz

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  BUNLAR HEP CAZ / ZEYNEP Ö. YILMAZ ANKARA’DA CAZ MÜZİĞİ- NEREDEN NEREYE…   “Tuna Ötenel’le Sibel Köse Mimarlar Derneği’nde çalarken mekânın önünde sıra olurdu.”, “İstanbul’daki caz müzisyenlerinin çoğu Ankara’da yetişmiştir. ” gibi acı gerçeklerin bol bol dile getirildiği Ankara’da şimdilerde caz müziği mekânlarında neler oluyor, nereden nereye geldik, umut var mı, bir gözden geçirelim istedik. Öncelikle Ankara’nın ilki ile başlayalım: Ankara’daki ilk caz konseri 1946 yılında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde gerçekleşmiş. (Konseri başta planlandığı gibi dört müzisyen değil, (müzisyenlere ödeme yapılmaması ve yağan yağmur yüzünden tamamının gelememesi nedeniyle) iki müzisyen -Hasan Kocamaz ve İlhan Mimaroğlu- ağız armonikası çalarak gerçekleştirmişler.) Ardından, özellikle ABD’nin 1950’li yıllarda faaliyete geçirdiği Türk Amerikan Derneği, Amerikan Haberler Merkezi (USIS) gibi kuruluşlar ve Officers’ Club, NCO Club gibi kulüpler, her ne kadar Türk dinleyiciler gire...

...

Karamürsel sahili , yağmura teslim olmak üzere.. Karamürsel sahilinden katmanlar... Üsküdar'da bir akşam vakti... Üsküdar 'da k atmanlar...

Söyleşi: Aydın Kahya

Aydın Kahya ile Ankara ve Caz üzerine... Murat Ulus-Aydın Kahya-Doruk Gönentür     /  Samm's Bistro Fotoğraf:Kemal Rıza Sesine son derece hakim, kendine has vokal ve giyim tarzı olan, farklı bir müzisyen… Şarkı söylerken, birlikte çaldığı müzisyenlerle ve dinleyici ile sıcacık ilişkisi, arada bir istediği şekle soktuğu şapkası, taburede oturuşu, mikrofonu tutuşu… Her şeyiyle renkli bir insan ve iyi bir eğitimci… Hikayesi mutlaka Solfasol Gazetesi sayfalarında olmalıydı; çünkü doğma büyüme bir Ankaralı… Tanju Okan, Neco gibi müzisyenlerle aynı dönemden,  "dünyaya çok farklı bakan bir kuşaktan"  diye tanımladığı ve ondan bahsederken gözlerinden gurur okuduğum bir babanın,  Turgay Kahya ’nın oğlu o… Yaşıtları sokakta top oynarken; müzik dinleyen, kulağında Nat King Cole olmadan uyuyamayan bir çocukmuş Ay...