Ana içeriğe atla

Janusz Szprot ve Dostları...

1990 yılından beri ülkemizde yaşayan, Polonyalı müzikolog, müzisyen, besteci, aranjör ve eğitmen Janusz Szprot, 2 Temmuz sabahı, bir süredir savaştığı hastalık yüzünden aramızdan ayrıldı, ardında birçok dost bırakarak... Hastalığını bilsek de, onun enerji dolu, müzik ateşiyle yanan yüreğinin böyle ansızın duracağını kimse tahmin edemezdi. Bir gün tamamen iyileşip, hastayken bile çıktığı sahnede yerini almalıydı; ona böylesi yakışırdı. Ama onu gülümseyerek hatırlayan, ona borçlu hisseden, bilgisinden, görüşlerinden yaralanmış birçok öğrenci, müzisyen, şimdinin eğitimcisi bu kadar çok insanı ardında güzel anılarla bırakmak da galiba herkese nasip olmazdı.

İlk defa sanırım 2011 yılında Mimarlar Derneği'nde çaldığı bir konserde bir şarkı söylemek için sahneye çıkmıştım. Eline tutuşturduğum tablette şarkının notası vardı, fakat maalesef şarkı iki sayfaydı. O zamanki acemiliğimle bir piyaniste hem çalıp hem sayfa değiştirmesinin, bir de üstelik tabletle mümkün olamayacağını düşünememiştim. Bana epeyi kızmıştı sanırım, ve haklıydı da. Sahnede öğrendiğim ilk şeylerden biridir bu galiba. Daha sonra Samm's Bistro'da bu kez kağıt notayla karşısındaydım...

2014 yılında Polonya'da katıldığım Pulawy Jazz Workshop'ta aynı sahnede olabilmiştim yine ve 2016 yılında da bana onunla söyleşi yapma şansı nasip olmuştu. Yine Solfasol Gazetesi için bir araya gelmiştik ve dolu dolu iki saat bana kendini ve Türkiye'deki serüvenini anlatmıştı. O söyleşiden onu, onun sözleriyle anlatabilmek adına birkaç alıntı yapmak istiyorum: 

Kendisini  en çok hangi uzmanlığı ile tanımladığını sorduğumda,
"Bana göre, müziğe ilk adım attığım günden şu ana kadar ki hayatımın tamamı belli bir noktaya ulaşmak için bir yol, bir rota... Kendimi ilk olarak caz piyanisti ya da eğitmen olarak değil, piyanoda caz çalan bir müzisyen, eğitmenlik yapan bir müzisyen ya da müzikolog olan bir müzisyen olarak görüyorum. Her müzisyen eninde sonunda belli bir sanat kademesine gelebilmeli. Öncelikle müzisyen müzik yazabilme yeteneğine sahip olmak zorunda. İkinci olarak müziği sahnede sergileyebilme yeteneğine sahip olmalı. Üçüncü olarak müzisyenin müzik teorisine hakim olması ve eğer eğitmense bunları öğrenciye aktarabilme ve diğer müzikleri kritik etme yeteneğine sahip olması lazım. Dördüncü olarak da müzisyen kesinlikle çok iyi bir müzik dinleyicisi olabilmeli... Benim müzik kariyerimde bu dört yetenek arasında doğru bir uyum var. Bazı müzisyenler sadece biri üzerine daha çok durabilirler ki bu normaldir, kişiden kişiye değişebilir, ancak ben bu dördünde de aktif olmak istiyorum.” demişti. Son ana kadar neden bu kadar aktif çalıştığını bu cümleler anlatıyor sanırım.

Ve tabiki hiç unutamayacağım zihin temizleme yöntemi:
"Müziğin birçok fonksiyonu var: Eğlenmek için olabilir, film müziği olabilir, dini amaçlı olabilir, enerji verici olabilir, ama aynı zamanda iyileştirici bir tarafı da vardır. Benim kendi müzik eczanem var örneğin. Sokakta bazen kötü müziklere maruz kalmak durumunda kalıyorum ve bu yüzden hasta hissediyorum kendimi. Çünkü hiçbir zaman müzikleri sadece duymuyorum; dinliyorum, elimde olmadan. Kötü görüntülerden korunmak için gözlerinizi kapatabilirsiniz, ama duymak zorunda kaldığınız müzikler için bir şey yapmanız mümkün değil. Bu müzikleri duyduktan sonra eve geldiğimde, müzik eczaneme gidiyorum ve tüm o duyduklarımı silecek başka müzikler dinliyorum ve zihnimi temizliyorum." 

Sevgi Can Yağcı Aksel’in tanımıyla Polonyalı bir Ankaralı olan Janusz için şimdi sözü onu daha iyi tanıyan, onunla uzun süre çalışma şansına sahip olmuş çok önemli iki caz vokalist ve eğitmenine bırakmak istiyorum. Ama ardında bıraktığı dostları için onun da söyleyecekleri vardı:

"Hayatım boyunca birçok ulustan insanlarla çalışma fırsatım oldu. Benim en iyi ve en yakın arkadaşlarım Türkiye'den..."

Janusz, umarım ne kadar sevildiğini bir yerlerden izliyorsundur. Huzur içinde uyu...


Sibel Köse - Mimar, Vokalist, Eğitmen


Sibel Köse - Janusz Szprot
Janusz Szprot’la tanıştığımda 80’li yılların sonuydu; ODTÜ’de mimarlık bölümünde öğrenci olduğum zamanlar. Bugün adeta kendi içinde minik bir kent yapısında olan Bilkent Üniversitesi o zamanlar henüz yeni kurulmaktaydı, rektörlük ve birkaç bina vardı sadece. Derslerin çoğu barakalarda yapılıyordu. Polonya’dan caz müzisyenlerinin geleceğini duyan meraklı gençler olarak bu atölyelerde buluştuk, bugün her biri ülkemizde müzik adına, caz adına önemli işler yapan arkadaşlarımla ilk kez orada birlikte müzik yaptık. Ardından yine Janusz’un daveti üzerine ilk kez yurt dışına çıkıp Polonya’da bir yaz okuluna gittim, hayatımdaki en değerli insanlardan biri olan sevgili Ajlan (Büyükburç) ile orada tanıştım. Polonya’nın komünizmden yeni çıktığı dönemlerdi. Janusz Szprot’un müzisyenliğinin yanısıra genç insanlara değer veren eğitmenliği, ülkeleri ve müzisyenleri bir araya getiren organizasyon yeteneği, besteciliği, aranjörlüğü, yol göstericiliği gibi pek çok farklı yönüne şahit oldum yıllar içinde. Son derece disiplinli, çalışkan ve üretken biriydi. Şarkıcılara özel bir sevgisi ve desteği vardı. Eminim bugün şarkı söyleyen tüm genç arkadaşlarımda onun el yazısıyla yazılmış notalar, aranjmanlar, hiç biri yoksa kulaklarına küpe olmuş tavsiyeler vardır. 

Pulawy Jazz Workshop - Temmuz 2016
Polish-Turkish Jazz Connection, Manhattan Big Band, Young at Hearts gibi pek çok grubun şefliğini yapan Janusz’un adeta bir köprü gibi ülkeleri, nesilleri, müzisyenleri birleştirdiğine şahit oldum hep. Yıllar içinde onun sayesinde o kadar çok kez Polonya’ya gidip geldim, birbirinden güzel insanlarla tanıştım ki ikinci vatanım desem yanlış olmaz sanırım. İlk dönemde şarkı söylemek konusunda verdiği destek zaman içerisinde eğitmenliğe de yansıdı. O olmasaydı hayatım nasıl olurdu düşünemiyorum bile. Benim gibi çok kişinin kalbine, ruhuna dokunmuş olduğunu biliyorum. Bizler onu hatırlayıp, ışığını yansıttıkça varlığını hissedeceğimizi biliyorum. 
Şimdilik hoşçakal sevgili hocam, ustam, ağabeyim, arkadaşım Janusz.. Do widzenia.. 


Meltem Ege - Vokalist, Eğitmen, Akademisyen


Janusz Szprot - Meltem Ege
Janusz Szprot’u kaybettik, inanamıyorum, henüz sindirebilmiş değilim. Sahnedeki ilk karşılaşmamızı daha dün gibi hatırlıyorum: 2005 yılında basçı Murat Ulus ile birlikte çaldıkları bir mekana gitmiştim—ben daha yeni yeni caz standartları öğreniyorum o sırada. İkisiyle beraber çıkıp birkaç parça söylemiştim, bak o zamandan beri çalıyormuşuz; 14 yıl. Janusz o ilk andan itibaren beni meslektaşı olarak kabul etti ve bana yüzde yüz güvendiğini hissettirdi. Bu güven, benim müzik hayatımın temel taşlarından biridir. Sahnedeki kuvvetimi de bu sevgi ve güvene borçlu olduğumu yıllar sonra anladım. Meğer yanımda bana inanan, beni destekleyen, sevgi ile müzik yapan ve sahnede iyi vakit geçirmeyi bilen böyle güzel insanlarla yetişebildiğim için ne kadar şanslıymışım. Ne kadar güzel bir sahne kültürü almışım.


İstisnasız,her görüştüğümüzde, konser ya da değil, müthiş bir sevgi gösterirdik birbirimize. Kahkahalar, kucaklaşmalar. Türkiye’den ayrılıp da ziyarete geldiğimde “Uçağının indiğinde şehrin elektriğinin değiştiğinden anlıyorum, hissediyorum” derdi. Bu yüzden “Magnetic Lady” derdi bana. Çok özleyeceğim desteğini, sevgisini, güler yüzünü, müziğini. Ankara’da Samm’s Bistro’da, Ruhi’de, Hayal Kahvesi’nde o kadar keyifli anılarımız oldu ki. Her hafta yeni bir parça ya da düzenleme yapar, Murat Ağabeyi zorlamak için tam sahneye çıkarken önüne koyardı notaları. Festivaller, konferanslar, neler neler yaptık beraber...
Murat Ulus - Meltem Ege - Serkan Alagök - Janusz Szprot
Samm's Bistro / Ankara
Janusz müziğe olduğu kadar eğitime de çok önem verirdi. Yurt dışına taşınmamdan memnun olmasa da, doktora yaparak akademik dünyaya atıldığımı öğrenince çok sevinmişti. Her yaz Türkiye’yi ziyaret ettiğimde de bana hangi konularda araştırma yaptığımı, neler okuyup öğrendiğimi ve neler yazdığımı büyük bir ilgi ile sorardı. Eğitim ile ilgili konuşmayı çok severdik. Hatta birlikte yaptığımız iki TEDx konuşmasının ilkinde konumuz onun eğlence ve eğitimin birleşiminden oluşan “edutainment” ismini verdiği eğitim felsefesiydi. Müzik yapma eylemini sevdirmeye odaklı, iyi vakit geçirmenin önemsendiği ve kişiye has repertuvarlardan oluşan bir eğitime inanırdı Janusz. Bilkent Üniversitesi’nde verdiği derslerin yanı sıra, özel piyano derslerinde de öğrencilerinin teknik ihtiyaçları ya da zevklerine uygun besteler yapar, onları o bestelerle ilerletirdi. Öğrencilerini kendi bestelerini yapmaya ve yaratıcılıklarını geliştirmeye de teşvik ederdi. Her yaz Polonya’ya arabayla gider, orada workshop düzenlerdi. O kadar kişide payı vardır ki Janusz’un, o kadar kulak ve kalp yetiştirdi ki saymakla bitmez.

Onu çok özleyeceğim kesin; bu yaz Türkiye’yi ziyaret ettiğimde ilk defa ona sarılamayacağım. Ama biliyorum ki size şimdi söylediklerimin hepsini zamanında ona da söyleyebildim, çünkü birbirimize sevgimizi hiçbir gün esirgemedik. Keşke daha fazla kayıt yapsaymışız ama... Sonsuza kadar sürecekmiş gibi geliyordu o zaman; dağ gibi piyanist, dağ gibi adam. 
Seni çok seviyorum, Janusz, biliyorsun. Huzur içinde uyu.



Solfasol
(Ankara’nın Gayriresmi Gazetesi)
Temmuz 2019 - Sayı 84
http://www.gazetesolfasol.com/

Instagram: @bunlarhepcaz
Twitter:@hepcaz
Facebook: Bunlar Hep Caz

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  BUNLAR HEP CAZ / ZEYNEP Ö. YILMAZ ANKARA’DA CAZ MÜZİĞİ- NEREDEN NEREYE…   “Tuna Ötenel’le Sibel Köse Mimarlar Derneği’nde çalarken mekânın önünde sıra olurdu.”, “İstanbul’daki caz müzisyenlerinin çoğu Ankara’da yetişmiştir. ” gibi acı gerçeklerin bol bol dile getirildiği Ankara’da şimdilerde caz müziği mekânlarında neler oluyor, nereden nereye geldik, umut var mı, bir gözden geçirelim istedik. Öncelikle Ankara’nın ilki ile başlayalım: Ankara’daki ilk caz konseri 1946 yılında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde gerçekleşmiş. (Konseri başta planlandığı gibi dört müzisyen değil, (müzisyenlere ödeme yapılmaması ve yağan yağmur yüzünden tamamının gelememesi nedeniyle) iki müzisyen -Hasan Kocamaz ve İlhan Mimaroğlu- ağız armonikası çalarak gerçekleştirmişler.) Ardından, özellikle ABD’nin 1950’li yıllarda faaliyete geçirdiği Türk Amerikan Derneği, Amerikan Haberler Merkezi (USIS) gibi kuruluşlar ve Officers’ Club, NCO Club gibi kulüpler, her ne kadar Türk dinleyiciler gire...

...

Karamürsel sahili , yağmura teslim olmak üzere.. Karamürsel sahilinden katmanlar... Üsküdar'da bir akşam vakti... Üsküdar 'da k atmanlar...

Söyleşi: Aydın Kahya

Aydın Kahya ile Ankara ve Caz üzerine... Murat Ulus-Aydın Kahya-Doruk Gönentür     /  Samm's Bistro Fotoğraf:Kemal Rıza Sesine son derece hakim, kendine has vokal ve giyim tarzı olan, farklı bir müzisyen… Şarkı söylerken, birlikte çaldığı müzisyenlerle ve dinleyici ile sıcacık ilişkisi, arada bir istediği şekle soktuğu şapkası, taburede oturuşu, mikrofonu tutuşu… Her şeyiyle renkli bir insan ve iyi bir eğitimci… Hikayesi mutlaka Solfasol Gazetesi sayfalarında olmalıydı; çünkü doğma büyüme bir Ankaralı… Tanju Okan, Neco gibi müzisyenlerle aynı dönemden,  "dünyaya çok farklı bakan bir kuşaktan"  diye tanımladığı ve ondan bahsederken gözlerinden gurur okuduğum bir babanın,  Turgay Kahya ’nın oğlu o… Yaşıtları sokakta top oynarken; müzik dinleyen, kulağında Nat King Cole olmadan uyuyamayan bir çocukmuş Ay...